Değerli izleyiciler ve okuyucularım Günaydın güzel bir hafta dilerim,
youtube.com/@ahmetgozen8179 www.marasbolgegazetesi.com köşe yazılarımı takip ettiğiniz yuotube kanalıma üye olduğunuz için teşekkür ederim.
Buğdayın Bereketinden Traktörün Yüküne: Çiftçinin Kara Düzeni!
Anadolu toprağı bin yıllardır cömerttir, ekersin verir. Ama bugün gelinen noktada o cömert toprağın üstünde alın teri döken çiftçimiz, tarihin en ağır ekonomik kıskacı altında eziliyor. Rakamlar yalan söylemez; hafıza-i beşer nisyan ile maluldür derler ama cebi boşalan, tarlasına gübre atamayan, traktörünün kontağını çevirmeye korkan köylünün hafızası dipdiridir!
Gelin, çok uzağa değil, 24 yıl öncesine bir göz atalım ve bugünün acı gerçeğiyle yüzleşelim.
Altın Değerindeki Buğdaydan, Emeği Pul Olan Çiftçiye
2002 yılında bu memlekette buğdayın tonu 280 TL idi. O dönemin parasıyla çeyrek altın ise ortalama 20 TL seviyesindeydi. Yani üreten, toprağa can veren çiftçimiz, ürettiği buğdayın sadece 71.5 kilosunu sattığında gidip bir çeyrek altın alabiliyor, birikimini yapabiliyor, geleceğine güvenle bakabiliyordu.
Peki ya bugün, yani 2026 yılında durum ne? Buğdayın tonu 16 bin 500 TL’ye çıkmış görünse de madalyonun arkası tam bir fiyasko. Çünkü bugün bir çeyrek altın 10 bin 300 TL! Artık bir çeyrek altın alabilmek için çiftçinin tam 624 kilo buğday satması gerekiyor. Rakamlar ortada, hesap ortada: Türk çiftçisi 2002 yılına kıyasla tam 9 kat fakirleşmiş, alım gücünü tamamen yitirmiştir. Toprağın bereketi, yanlış politikaların çarkı arasında eriyip gitmiştir.
Traktör Artık Çiftçinin Değil, Acentelerin Hayali!
"Peki, sadece altın karşısında mı eridi bu emek?" derseniz, hayır. Üretimin en temel aracı, çiftçinin eli ayağı olan traktör fiyatlarına bakalım bir de. Esas vahim tablo orada saklı.
⦁ 2002 Yılında: Bir traktörün fiyatı 24 bin 500 TL idi. Çiftçi 87.5 ton buğday sattığında tarlasına yeni bir traktör çekebiliyordu.
⦁ Bugün (2026): Aynı nitelikteki bir traktörün fiyatı 3 milyon 500 bin TL’ye ulaştı! Çiftçimizin bugün aynı traktörü alabilmesi için tam 212 ton buğday satması gerekiyor.
Soruyorum size; bu girdi maliyetleriyle, bu mazot fiyatlarıyla, bu gübre yüküyle çiftçi 212 ton buğdayı nasıl üretsin, nasıl satsın da o traktörü alabilsin? Çiftçinin üretmek için muhtaç olduğu makine, artık onun için ulaşılmaz bir lüks haline gelmiştir.
Ey Vahit Kirişci, Duyuyor musun?
Bu çöküş, bu feryat bugünün ya da sadece dünün meselesi değil; birikerek gelen bir vizyonsuzluğun sonucudur. Hele ki asrın felaketini, o büyük Kahramanmaraş depremini yaşamış, toprağı yarılmış, ambarı yıkılmış, traktörü göçük altında kalmış memleketim Maraş’ın çiftçisi bu haldeyken insan sormadan edemiyor...
Buradan, Kahramanmaraş’ın yetiştirdiği isimlerden biri olan ve o deprem döneminde koltukta oturan eski Tarım ve Orman Bakanı Sayın Vahit Kirişci’ye seslenmek gerekiyor:
"Ey Vahit Kirişci, bu feryadı duyuyor musun? Kahramanmaraş depreminden sonra o bölgenin çiftçisine, üreticisine ayağa kalkması için ne kadar destek olundu? Bu ülkenin tarım politikaları yönetilirken, girdi maliyetleri bu denli fırlarken ve çiftçi 9 kat fakirleşirken sizler ne yaptınız?"
Depremin yıktığı Maraş köylüsü, bir yandan kaybettiği canların yasını tutarken, diğer yandan elinde kalan son umuduyla toprağına sarılmaya çalıştı. Ama eski tarım yönetiminin bıraktığı miras, çiftçiyi toprağa küstürmekten başka bir işe yaramadı. Tarım ülkesi dediğimiz Türkiye, kendi üreticisini ithalat lobilerine ve yüksek enflasyona kurban etti.
Son Söz;
Çiftçi batarsa, şehir aç kalır. Çiftçi üretemezse, hepimiz dışa bağımlı oluruz. Bu hesap ortadayken hâlâ pembe tablolar çizenler, Maraş’ın, Aydın’ın, Anadolu’nın tezek kokulu tarlalarına değil, Ankara’nın klimalı odalarına baksınlar. Ama biz buradayız, rakamlarla ve gerçeklerle haykırmaya devam edeceğiz.
Vah çiftçim vah... Seni bu hale düşürenler utansın!
Ahmet Gözen
Gazeteci Köşe Yazarı



















