Hatırla: Nayman Ana’nın Feryadından Dijital Çağı Mankurtlaşmasına
"Men, batası ölgen boz maya. Tulıbın kelip iskegen..."
Bu dizeler, Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un ölümsüz eseri Gün Olur Asra Bedel’de yer alan, yürek burkan bir ağıtın parçasıdır. Bu, Nayman Ana’nın mankurtlaştırılarak hafızası silinen ve bir köleye dönüştürülen oğlu Jolaman için yaktığı bir ağıttır. Tıpkı yavrusu ölen bir devenin, yavrusunun derisiyle doldurulmuş bir tulumu koklayarak onu araması gibi; Nayman Ana da oğlu Jolaman’ı aramakta ve ona kim olduğunu hatırlatmak için çırpınmaktadır.
Cengiz Aytmatov’un 1980 yılında kaleme aldığı bu eserde bahsettiği "mankurt" kavramı, kökleri Manas Destanı’na dayanan bir Orta Asya efsanesinden çok daha fazlasıdır. Mankurt, bir halkın hafızasının, tarihinin ve benliğinin nasıl yok edilerek köleleştirildiğinin hazin bir portresidir. Eski yüzyıllarda, Orta Asya bozkırlarındaki kabile savaşlarında Juan-Juanlar, esir aldıkları kişilere dehşet verici bir yöntem uygulardı: Esirlerin kafa derileri kazınır, başlarına yaş deve derisinden bir başlık geçirilir ve kızgın güneşin altında çöle bırakılırlardı. Sıcağın etkisiyle kuruyup daralan deri, esirin kafatasını mengene gibi sıkar ve bu korkunç acıya dayanamayanların çoğu ölürdü. Sağ kalanlar ise geçmişlerine dair her şeyi unutur, benliklerini yitirirlerdi.
İşte bu yeni insan tipine mankurt denirdi. Mankurtlaşan bir kişi; artık tarihini, dinini, ailesini ve en önemlisi vicdanını yitirmiş demektir. O, yalnızca karnını doyuran efendisini tanır, onun emirlerinden asla çıkmaz ve adeta kendisini efendisinin yarattığına inanır.
Romanda Nayman Ana, oğlunun acısına dayanamayıp onu bulmaya gider. Oğlu artık bir mankurt olarak çobanlık yapmaktadır. Ana, evladına seslenir, kulağına eğilip yalvarır: "Hatırla, kim olduğunu hatırla! Baban kim, nereden geldin, adın ne? Hatırla!" Ancak hafızası kurutulmuş olan Jolaman, annesini tanımaz. Efendisinden aldığı emirle, kendisine özlemle sarılan annesini oracıkta vurur. Nayman Ana’nın başındaki ak tülbenti bir kuş (Donenbay Kuşu) olup uçar ve yüzyıllar boyunca bozkırın semalarında yankılanır: "Adın ne? Kim olduğunu hatırla! Babanın adını hatırla!"
Çağımızda topla, tüfekle yapılan savaşlardan daha çok kalem ve kelamla, kısaca kültürle savaş verilmektedir.
Hal böyle olunca
mankurtlaşmak için artık başa geçirilmiş deve derilerine gerek yok. Modern çağın "dijital derileri" de aynı işlevi görebiliyor. Dijital ortamlarda, ekran karşısında saatlerce kontrolsüzce vakit geçiren çocuklarımızın; kendi kültürlerinden, aile bağlarından ve insani değerlerinden uzaklaşması modern bir mankurtlaşma politikasının ürünüdür. Okullarda ve toplumda şahit olduğumuz dehşet verici olayların temelinde, bu köksüzleşme ve vicdan kaybıyatmaktadır.
Biz anne ve babaların çocuklarımıza yapabileceği en büyük iyilik; onlara sadece maddi imkânlar sunmak değil, onlara kim olduklarını ve hangi köklerden geldiklerini öğretmektir. Modern çağın dijital gürültüsü ve kimliksizleştirme çabaları arasında, evlatlarımızın zihinlerini bu modern "mankurtlaşma" tehlikesine karşı korumak en asli görevimizdir.
Tam da 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı büyük bir gururla kutlamaya hazırlandığımız bu günlerde; bağımsızlık meşalesinin yandığı o ruhla, evlatlarımızın kulağına o kadim ve sarsılmaz sesi fısıldamalıyız:
"Ey gözümün nuru evladım; Atanı, aileni, değerlerini, tarihini ve seni sen yapan özünü hatırla! Unutma ki; hafızası silinmiş bir gençlik, başkasının çizdiği kaderi yaşar. Sen, kendi küllerinden doğan bir milletin, asil bir geçmişin mirasçısısın."
Modern dünyanın sunduğu yapay kimliklerin ötesine geçip, kendi hakikatine sahip çıkmak; bugün gençlerimizin vereceği en büyük istiklal mücadelesidir. Bayramımız kutlu, hafızamız taze, gençliğimiz her daim "özgür" olsun.


















